25/11/2006 - Ahir zamanın aile tipi

Kategori: DINI BILGILER

 HEKİMOĞLU İSMAİL



Ahir zamanın aile tipi



Geçenlerde bir arkadaş, dindar hanımlardan şikayetçi oldu. Bir hanım da dindar erkeklerden dert yandı. Şu hal gösteriyor ki, dindar aileler bile ahir zaman fitnesinden kendini kurtaramamış.

Ahir zaman nedir?

Ahir zaman, günahların açıkça işlendiği ve reklam edildiği bir devirdir. Bu bakımdan Müslümanlar İslam'ı yaşamakta zorluk çeker.


Bütün peygamberler, alimler ve evliyalar ahir zaman fitnesinden Allah'a sığınmıştır. Yine bütün peygamberler, alimler ve veliler ahir zamanda, İslam'ı öğrenmeye, anlamaya, yaşamaya çalışanlara gıpta etmiştir. Çünkü ibadet edenlere ceza verildiği bir devirde münafık olmaz. Yapılan ibadet Allah içindir.


Mademki ahir zamanda günahlar reklam edilecek, bu durumda Müslümanların İslamiyet'i öğrenmesi çok zordur. İşte gerek kızlar ve gerekse erkekler, İslamiyet'i yeteri kadar öğrenmeden evleniyorlar. Çevrelerindekiler de İslam'ı bilmiyorlar. Bu durumda yarım yamalak şeyleri İslamiyet zannediyorlar veya şahsî mantıklarını İslam'ın kendisi sanıyorlar. İslam'ın vaat ettiği saadete ulaşmak mümkün değil.


Şekilde kolayca yakalanan İslamiyet, ilimde ve ibadette yakalanamayınca, kabuğun kuvvetine nazaran, öz çürümüş oluyor. Böyle bir ağaç hafif bir rüzgârla kırılabilir.

Erkek hanımının kendine itaat etmesini, her sözünü yerine getirmesini, kısacası gönlüne göre bir kadın olmasını ister. Halbuki neyin hayırlı olduğunu bilemeyiz. Huy, ahlak ve anlayış bakımından birbirini tamamlayan eşler pek azdır. Kadın hissî hareketleriyle hastalanıp, darılıp, kırılmasıyla problem çıkarabilir. Bu hal, dindar erkeğin lehine iken bilmezler. Çünkü bir erkek hayalindeki kadını bulsa servetini, hayatını, muhabbetini ona verir. Halbuki insan bunun için yaratılmamıştır.


Bu durumda, dindar ailelerdeki kadınlar ve erkekler her geçimsizlikte, her can sıkıntısında kendilerini ilme ve ibadete verseler, felaketlerdeki rahmeti yakalayabilirler. Bırakın ufak tefek olayları, bazen en büyük felaket, en büyük saadetin anahtarı olabilir.

Geçen gün yüksek dereceden emekli olmuş, zengin, bilgili ve dindar bir arkadaş geldi. Hafızasını yitirecek durumda. Sebep, çoluk çocuktan gelen irili ufaklı felaketler� Bu arkadaş hayatını çoluk çocuğa vermişti. Çocuklarının çok iyi yetişmesi için çok kazanmıştı. Kimseye muhtaç olmamaları için büyük bir servet edinmişti. Sözün kısası, gerçekten rahat bir hayat yaşamış, himmetini ailesine hasretmişti. Babalarının zenginliğine güvenen çocuklar ise tahsil yapmamış, sanat öğrenmemiş. Boş kalmanın sonucu, eğlenirken berbat bir hayat geçirmişler. "Neye güvenirseniz, ona havale edilirsiniz." Çocukları öyle bir hayat yaşamaya başlamış ki, babalarına çıldırmak düşmüş. Dedim ki: "Bu büyük felaket, büyük bir saadetin anahtarıdır. Arabanı sat, bir başkasını al. Arsalardan birini sat, parayı cebine koy, izini kaybet. Birkaç çocuğa bedel, yüz çocuğa hizmet et. Hela temizlemekten bir şeyler öğretmeye kadar çırpın. Bundan sonraki hayatını İslam'a ver."


Mendiliyle gözlerini sildi ve gitti. Ne yaptı bilmiyorum�


25/11/2006

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

23/11/2006 - Salat-ı Tefriciye duasında sonuç kesin mi?

Kategori: DINI BILGILER

 AHMED ŞAHİN



Salat-ı Tefriciye duasında sonuç kesin mi?



Soru: Çevremizde özellikle hanımlar arasında bir alışkanlık başladı son zamanlarda. Bir sıkıntısı, üzüntüsü, hatta derdi olan hemen Salat-ı Tefriciye okumaya yöneliyor. Hatta sadece kendisi okumakla kalmıyor, konu komşuyu da okumaya yönlendiriyor.

Çünkü bu salavatın öyle yüz, iki yüz defa değil, tam (4444) defa okunması gerekiyormuş. Bu kadarını da tek başına okuyup bitirmesi zor olduğundan komşulara yüzer, iki yüzer salavat dağıtıyorlar. Bizimkine de beş yüz vermişler, günlerdir beş yüzü tamamlamak için durmadan Salat-ı Tefriciye okumaya uğraşıyor. İşte bunun aslını öğrenmek istiyorum. Dua olduğuna göre mutlaka bu 4444 kere okunması şart mıdır? Bu miktara ulaşınca isteğine kavuşacağına kesin gözüyle bakılabilir mi? Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

***

Efendim, bilindiği üzere Peygamberimiz'e (sas) salat-ü selam getirmek bizim ömür boyu mükellef olduğumuz hasbi görevimizdir. Bu konuda (Ahzap Sûresi'nde) ve birçok hadislerde salat-ü selam okuma emri vardır. Nitekim namazlarımızda tekrar ettiğimiz Allahümme salli.. Allhümme barik.. salavatlarını da ömür boyu okur, her fırsatta Peygamberimiz'e salat-ü selam getirmeyi vazgeçilmez görevimiz biliriz, dünyevi bir karşılık beklemek de aklımıza gelmez..


İşte hiçbir dünyevi maksat beklemeden, sadece Peygamberimiz'in şefaatine vesile olacak bir dua niyetiyle okuduğumuz bu salat-ü selamlara bazıları, (Salat-ı Tefriciye de olduğu gibi) peşin dünyevi bir istek de yüklüyor, maruz kaldığı sıkıntı ve üzüntülerden kurtulmayı da niyet ederek okumaya başlıyorlar.

Burada ise soru şu oluyor:

- Böyle dünyevi bir niyetle okunan salat-ü selamdan beklenen dünyevi sonuç kesin şekilde elde edilebilir mi? Böyle dinî bir hüküm var mıdır?


Bu soruya sıhhatli cevap verebilmek için duanın bir ibadet olduğunu, ibadetin de karşılığının çoğunlukla ahirette verileceği gerçeğini bilmeye ihtiyaç vardır.

Şöyle ki:

- Salat-ı Tefriciye gibi salat-ü selamlar Peygamberimiz için yaptığımız birer makbul duadırlar. Dualar ise ibadet niyetiyle okunur. İbadetlerin karşılığı da bazen dünyada verilir, ama çoğunlukla da ahirete tehir edilir. Bu sebeple, dünyevi sonuç hemen alınmazsa duam kabul olmadı, redde uğradı, diye ümitsizliğe düşülmez.. Belki karşılığı ebedi hayatta verilmek üzere ahirete tehir edildi, denerek salat-ü selama devam edilir..

Yani hangi sıkıntıdan kurtulmak niyetiyle okunursa okunsun okuyan karşılığını hemen peşin olarak dünyada alacak, düşündüğü sonuca da mutlaka hemen varacak, diye bir hüküm yoktur.. Kaldı ki, maruz kalınan sıkıntılar, bu gibi duaları okumanın da vakitleri olarak görülür.


Nitekim Bediüzzaman Hazretleri'nin bu konudaki hatırlatmaları aynen şöyledir:

-Dua bir ibadettir! Kul, kendi aczini ve fakrını dua ibadeti ile ilan eder. Zahiri maksatlar ise dua ibadetinin vakitleridir! Hakiki faideleri değil. Çünkü ibadetin faidesi, ahirete bakar! Dünyevi maksatları hasıl olmazsa, o dua kabul olmadı, denilmez, belki daha duanın vakti bitmedi denir, dua yapmaya devam edilir..


Bu sebeple salat-ı tefriciyye gibi salavat dualarını, sadece dünyevi ihtiyacımızı karşılama aracı durumuna düşürmemeli, ebedi hayatta karşılığını göreceğimiz bir ibadetimiz olarak yapmalı, peşin sonuç alınmazsa okuduğumuz salavatlar boşa gitti sanmamalıyız..


- Peki, bu (4444) kere okuma âdeti nereden geliyor, insanlar bu miktara ulaşmayı sanki kabul olma şartı gibi görüyorlar?


- Kolay hatırda kalması için 4444 sayısını söyleyenler olmuştur.


Tefsir sahibi Kurtubi'nin (4444) defa okunması halinde kabul olacağı yönünde bir ümidi vardır. Ancak bu da bir ümittir. Bu miktarı bulan okumalar mutlaka kabul olur, bu sayıya ulaşamayanlar ise redde uğrar demek değildir. Nitekim günde 41 defa, 21 defa okumalıdır, diyenler de olmuştur. Duadır bu.. Az da okunsa çok da okunsa okuyanlar boş kalmazlar, dünyevî istekleri yerine gelmese de uhrevî sevabını kazanır.


23/11/2006

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş'ta, düşmanlar tarafından başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna tükürmektir."

Kategoriler

Arkadaşlarım

mucahid23
hatto
woelfin Barış
neslinursema1
islambol
bilal2007
zerirem
blackroser
yozgatnur66
kadifekese
mkokbiyik
fatimaa
djazemimm87
genocide
garipbiryolcu
nuralemi
siiryarismasi

Check Page Ranking